ÇEKUD  ÇEVRE KURTARMA DERNEĞİ KURULDU

ÇEKUD  ÇEVRE KURTARMA DERNEĞİ

Dernek, coğrafyamızda çeşitli etkiler ile bozulan; özellikle taş ve maden ocaklarının, sulak alanların, deniz ortamlarının rehabilitasyonu ve doğal ortama yeniden kazandırılması konusunda sivil toplum faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar  yapan  kişi ve kuruluşlara destek vermek ; kalkınma ajansı, Bakanlıklar, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, diğer devletler ve vakıfların; eğitim, sağlık, ar-ge ve yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda oluşturdukları programlara çeşitli projeler hazırlamak, uygulamak ve oluşturulan projelere paydaş  olmak amacı ile kurulmuştur.

HAYIRLI UĞURLU OLSUN.    BAŞARILAR DİLERİZ.

YENİ PROJE GÖNDERİLDİ

Karbilder, Karşıyaka’nın İzmir’in en özel ilçesi olduğunu ileri süren 8 kişi tarafından kuruldu. Derneğin amacı KARŞIYAKA öncelikli olmak üzere İZMİR ve EGE Bölgesindeki bilim insanları ile toplum arasındaki diyaloğu ve etkileşimi artırarak bölgede sürdürülebilir kalkınmayı sağlarken aynı zamanda da dezavantajlı kesimlerin meslek edinmeleri, hayat boyu öğrenme, çevre ve doğa koruma, kent hakkı, dijital haklar ve gençlik hakları alanlarında sosyal sorumluluk projeleri geliştirmek ve uygulamaktır. Bu kapsamda derneğimiz, Karşıyaka’da ihtiyaç olan hak temelli derneklerin kurulmasına destek olmak ve Kalkınma Ajansları, Bakanlıklar, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, diğer devletler ve vakıfların; eğitim, sağlık, ARGE alanlarında yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda oluşturdukları programlara çeşitli projeler hazırlamak, uygulamak ve oluşturulan projelere paydaş olmak amacındadır.

Derneğimizin olumlu katkıda bulunmayı hedeflediği gurup kadınlar ve gençlerdir. Kadınların ve gençlerin eğitimi, istihdam ve teknolojiye erişim haklarını hedefleyen projeler yaparken bir yandan da gençlerin proje geliştirme ve proje tasarımı konularındaki kapasitelerini artırmayı hedeflemekteyiz. Kuruluşumuzdan beri yaklaşık 80 gence proje geliştirme ve tasarımı konularında eğitimler verdik ve bu sayıyı artırmak hedefindeyiz.

VATİKAN TOPLANTI SALONU ÜZERİNDEKİ GÜNEŞ PANELLERİ

SÜRDÜRÜLEBILIR BIR DÜNYAYA DOĞRU: KÜRESEL GÜNDEM VE TÜRKIYE

İKV  YAYININDAN ALINTI:

Sürdürülebilirlik ile ilişkili olduğu belirlenen sekiz küresel endeksin yapılarının incelenmesi ve ülke karşılaştırmaları sonucunda
konumu ortaya konulmuştur. Türkiye’nin sıralaması ve hangi ülke grupları ile aynı düzeylerde, hangi ülkelere göre
daha düşük performansa sahip olduğu gösterilmiştir. Özellikle AB ülkeleri ile karşılaştırmalara mümkün olduğunca yer
verilmiştir. Böylece, Türkiye’nin küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı yürütülen çabalar ile genel ve insani gelişmişlik
düzeylerinde eksik-zayıf yönleri ve güçlü olduğu göstergeler 2016 ve 2017 yıllarına ait güncel raporlar üzerinden değerlendirilmiştir.
Kapsama alınan sekiz endeks:
1. İnsani Gelişmişlik Endeksi
2. Küresel Rekabet Endeksi
3. Küresel Riskler Raporu
4. Çevresel Performans Endeksi
5. İklim Değişikliği Performans Endeksi
6. Küresel İklim Risk Endeksi
7. Sürdürülebilir Toplum Endeksi
8. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
olup, her biri için detaylı inceleme ve sonuçlar Bölüm 2’de anlatılmıştır. Bu incelemelerden çıkarılabilecek genel sonuca göre, Türkiye’nin tüm endekslerde dünya ortalaması (yaklaşık 140-170 arasında değişen ülke sayısı) civarında kaldığı, AB ülkeleri ile yapılan kıyaslamalarda ise grubun altında yer aldığı görülmektedir. Özellikle iklim değişikliğine yönelik politikalarda eksik kaldığı ifade edilmekte, yeni enerji yatırımlarında ise fosil yakıtlara dayalı tesis girişimleri eleştirilmektedir. İnsani Gelişmişlik ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri endekslerinde de “gelişmekte olan ülkeler” kategorisinde yer almaktadır. Bu bağlamda, küresel ölçümlerde bulunan boyut ve göstergeler bazında ülkemizin epey yol alması gerekmektedir.
İklim hareketinin en önemli iki unsuru sera gazı emisyonlarının azaltımı ve enerji yönetimidir. İnsan faaliyetleri sonucunda atmosferdeki sera gazlarının miktarı, özellikle endüstri devriminden beri artmaktadır. Atmosferde giderek artış gösteren sera gazı konsantrasyonları, küresel ısınmanın ana nedeni olarak kabul edilmektedir. Gelecekte daha sık ya da daha şiddetli ortaya çıkacak aşırı hava olaylarına neden olabilecek iklim değişikliğinin tetikleyicisi sera gazlarıdır ve konsantrasyonlarının çevresel denetim altına alınması gerekmektedir.
Sera gazı konsantrasyonlarını azaltarak küresel ısınmaya karşı mücadele amacıyla gerçekleştirilen en önemli uluslararası çabalardan biri, sera gazı emisyonları için bir sınır değer oluşturan Kyoto Toplantısı’dır. Kyoto Protokolü’nün sonuçlarına dayanarak, 2015 yılında Paris İklim Konferansı düzenlenmiştir. Konferans sonucunda ana amacı küresel ısınma seviyesini
2°C’nin altında tutarak iklim değişikliğinin risklerini ve etkilerini azaltmak olan Paris Anlaşması kabul edilmiştir. Aynı zamanda ülkeler uzun vadeli bir hedef olarak bu artışı 1,5°C ile sınırlandırmak konusunda ortak bir karara varmışlardır. CO2 eşdeğeri olarak 2015 yılı toplam sera gazı emisyonu 1990 yılına göre %122 artış gösteren Türkiye, Temmuz 2017 itibarıyla
henüz Paris Anlaşmasını imzalamamıştır. Türkiye’nin bu konuda, tutarlı uyum politikaları geliştirmesi, sera gazı emisyonları azaltım hedefi koyması ve ayrıca yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği alanlarındaki yatırımları desteklemesi gerekmektedir.
Doğanın ve ekolojik dengenin korunması ve iklim değişikliğinin durdurulması, yeni nesillere temiz ve güçlü bir gelecek bırakabilmek adına, ülkeler için yadsınamaz öneme sahiptir. Bunun için tüm ülkelerin ortak kararlar alıp, bu kararlar doğrultusunda da kendi paylarına düşen sorumlulukları biran önce yerine getirmeleri gerekmektedir. Sera gazlarının azaltımında, en çok üzerinde durulması gereken enerji konusudur. Enerjinin gerek üretimi gerek tüketiminde,
tercihlerin yeni yeşil enerjiler arasından yapılması ve tüketim miktarlarında tasarrufun sağlanması ve enerjinin verimli kullanımı öne çıkan başlıklardır.
Karbon emisyonlarını azaltacak, sürdürülebilirliği sağlayacak ve Paris Anlaşması ile belirlenen küresel iklim hedeflerine
ulaşacak şekilde enerji politikasının dönüşümünde yenilenebilir enerji son derece önemli bir rol oynamaktadır. Dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere küresel enerji talebindeki artış, yenilenebilir enerji teknolojilerinin maliyetlerinin düşmesi ve daha rekabetçi hale gelmesi, izlenen kararlı politika hedefleri, enerji arz
güvenliği ve çevreyle ilgili artan endişeler yenilenebilir enerjinin gelişmesinde ve yaygınlaşmasında en önemli etkenlerdir.
Günümüzde küresel ölçekte önemli anlaşmalarda ve toplantılarda yenilenebilir enerjinin giderek daha fazla yer aldığı görülmektedir.
G7 ve G20 zirvelerinde yenilenebilir enerjiye erişimin artırılması ve enerji verimliliğinde ilerleme kaydedilmesi konularında verilen taahhütler, BM Genel Konseyinin “Herkes için Sürdürülebilir Enerjiye İlişkin Sürdürülebilir Kalkınma

Hedeflerinin” kabul edilmesi ve belki de en önemlisi Paris Anlaşması’nın kabul edilmesiyle 195 ülkenin küresel ısınmayı 2OC altında tutma hatta 1,50C ile sınırlama konusunda uzlaşmaya varması neticesinde INDC’lerini sunan 189 ülkeden 147’sinin belgelerinde yenilenebilir enerjiye yer vermesi bunun en somut göstergelerindendir.
Veriler 2015 yılından itibaren dünyadaki toplam enerji tüketiminin %19,3’ünün yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerjiden sağlandığını göstermektedir. Yenilenebilir enerjide en fazla kapasite artırımının olduğu yıl, ilave 161 GW yenilenebilir enerji kapasitesi ile 2016 yılı olmuştur. Bu yeni kapasitenin önemli bir kısmı rüzgar enerjisi ve güneş panelleri (solar PV) kaynaklıdır.
Yenilenebilir enerjilerin toplam enerji tüketimindeki payının artmasına paralel olarak bu alanda yapılan yatırımların da arttığı görülmektedir. Son beş yılda yenilenebilir enerji kapasitesine yapılan yatırımlar, kömür ve doğal gaz kapasitesine ayrılan yatırımların neredeyse iki katına ulaşmıştır. Yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlar büyük oranda güneş enerjisine
yapılmaktadır. Güneş enerjisini rüzgar enerjisi yatırımları izlemektedir. Nitekim 2016 yılında yenilenebilir enerjiye yapılan küresel yatırımların 241,6 milyar dolar olarak gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Ayrıca son 7 yıl içerisinde yenilenebilir
enerjiye ve yakıtlara yapılan yatırım yıllık ortalama 200 milyar doları aşmıştır.
Artan yatırımlarla birlikte, yenilenebilir enerji alanında giderek daha fazla kişi istihdam edilmektedir ve toplamda yaklaşık 10 milyon kişilik bir istihdam mevcuttur. İstihdam büyüklüğü bakımından, yenilenebilir enerjiler alanında tıpkı yatırımlarda
ve üretimde olduğu gibi güneş ve rüzgar enerjisi ilk sırada yer almaktadır. 2016 yılı sonu itibarıyla 176 ülke ulusal, bölge ya da eyalet düzeyinde yenilenebilir enerji hedefleri koymuştur. Bunlardan
150’sinin toplam enerji üretiminde yenilenebilir enerjinin payına ilişkin hedefleri mevcuttur. Isıtma ve soğutmada yenilenebilir enerji kullanımına ilişkin sadece 47 ülke hedef belirlerken, 41 ülkede ulaştırmada yenilenebilir enerji kullanımına ilişkin hedef bulunmaktadır.
Yenilenebilir enerji hedeflerinden belki de en bilineni 20/20/20 diye özetlenen AB’nin 2020 yılında toplam enerji tüketiminde yenilenebilir enerjinin payını %20’ye yükseltme hedefidir. 2015 yılında açıklanan Enerji Birliği kapsamında AB, yenilenebilir enerjide dünya lideri olma, yeni nesil teknik açıdan gelişmiş ve rekabetçi yenilenebilir enerji için küresel merkez haline gelme hedefini benimsemiştir. Bu amaç doğrultusunda 2030 yılı için belirlenen yenilenebilir enerji hedefi %27’dir.
Türkiye’nin mevcut enerji stratejisinin bir parçası da yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içerisindeki payını artırmaktır.
Bunun temel sebeplerinin başında ülkemizin ithal enerjiye olan bağımlılığını azaltmak ve enerji arz güvenliğini sağlamak gelmektedir. Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılı için belirlenen 2023 hedeflerinden birisi de ülkemizdeki elektriğin %30’unun yenilenebilir kaynaklardan üretilmesidir. Bu çerçevede yenilenebilir enerji alanında yapılan yatırımlar 2015 yılında bir önceki yıla kıyasla %46 artışla 1,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında
yatırımları artırmasının olumlu etkisi ithal enerji bağımlılığının azaltılmasıyla sınırlı değildir. Bu durum Türkiye’nin Paris
Anlaşması kapsamındaki ulusal yükümlülüklerini yerine getirmesine de katkı sağlayacaktır.
İklim değişikliği, çevresel, ekonomik, sosyal ve güvenlik boyutları ile çağımızın en önemli sorunudur. Küresel ölçekte tüm ülkelerin tek ortak konusu olan bu sorunun çözümüne yönelik çalışmalar 1970’li yıllardan itibaren başlamıştır. O günlerden
bu yana iklim değişikliği ile mücadeleyi ilgilendiren önemli sözleşmeler imzalanmıştır. 1992 yılında kabul edilen üç önemli sözleşmeden biri olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Sözleşmenin 3. Taraflar Konferansı’nda kabul edilen Kyoto Protokolü iklim değişikliği ile mücadelede kullanılan kuralları içermektedir. Ancak Kyoto Protokolü, amacı
doğrultusunda tam anlamıyla uygulanamamıştır. Aralık 2015’te kabul edilen ve Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek olan Paris Anlaşması 195 ülke tarafından imzalanmış, 2017 yılının ilk yarısı itibarıyla ise 197 ülkenin 153’ü tarafından resmen onaylanmıştır. Kyoto Protokolü’nden alınan dersler ve daha da önemlisi IPCC tarafından iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin
hissedilir boyutlara ulaştığının belirtilmesi sonucunda, özellikle imza sayısı ve onay sürecini tamamlayan ülke sayısı açısından, Paris Anlaşması son derece anlamlı bir süreci başlatmıştır.